İnsana Yakışır Toplu Ulaşım, İnsana Yakışır Yaşam
Bir Başkentte İnsan Onuru Üzerine
Ankara’da yaşıyorum. Her gün, bu kentin damarlarında akan o kalabalık toplu taşıma araçlarına biniyorum. Otobüslere, metrolara, dolmuşlara… Bir yolcu değilim aslında, bu şehrin aynasında bir insan olarak kendi onurumu arıyorum. Fakat ne yazık ki Ankara’da, son yıllarda toplu ulaşım insan olmanın anlamını zedeleyen bir çileye dönüşmüş durumda.
Durakta beklemek artık bir sabır değil, bir sınav. Otobüsler geç geliyor, geldiğinde ise insanı değil, sadece bedeni taşıyacak kadar yer kalıyor içinde. Kalabalığın içinde bir yüz değil, bir sıkışıklığın parçası oluyorsunuz. Soluk almak, ayakta durmak, bir yere tutunmak bile mücadeleye dönüşüyor. Bu koşullarda yolculuk, insanın kendini insan gibi hissedebildiği bir hâl olmaktan çıkıyor.

Oysa bir şehirde toplu ulaşım yalnızca bir hizmet değildir. Bir şehir, insanına nasıl ulaşım sunuyorsa, insanına öyle değer verir. Otobüslerin, metroların kalitesi, bir toplumun insan onuruna gösterdiği saygının aynasıdır. Bugün Ankara’da bu ayna, kırılmış durumda.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bu durumu bildirdiğinizde, “153” hattından otomatik bir yanıt alıyorsunuz. Soğuk, mekanik, insan eli değmemiş bir cevap… Oysa sorun, tam da burada başlıyor: Biz artık birbirimize insan gibi yanıt veremiyoruz. İnsan onurunu, insan sıcaklığını, insana kulak vermeyi unuttuk. Bürokrasi, duygunun yerini almış durumda.
Bir belediyenin tek işi konser düzenlemek, gösteri yapmak, kalabalıkları eğlendirmek değildir, olmamalıdır. Bir belediyenin birinci görevi, insanın insanca yaşamasını sağlamaktır. Bunun temeli ise ulaşım ve altyapıdır. Çünkü insanın onuruna yakışır bir kent, önce insanın bedenine ve zamanına saygı gösteren kenttir.
Toplu ulaşım bir tercih değil, bir medeniyet ölçüsüdür.
Bir şehirde insanlar, “zorunda kaldıkları” için değil, memnun oldukları için toplu taşımayı tercih ederlerse, o şehir gelişmiştir. Fakat Ankara’da bugün durum tam tersi. İnsanlar, kalabalık, yorgun ve değersiz hissettikleri bu toplu taşımadan kaçmanın yollarını arıyorlar. Araç sahibi olmak artık bir lüks değil, bir kaçış biçimi haline geldi.

Eğer gerçekten trafik sorununun çözülmesi isteniyorsa, insanların toplu taşımaya yönelmesi, toplu taşımanın cazip hale gelmesi sağlanmalıdır. İnsanın kendini değerli hissedeceği bir ulaşım kültürünü inşa etmek Ankara Büyükşehir Belediyesinin en önemli görevidir. Ankaralıların onurlu koşullarda seyahat etmesini sağlamak Ankara Büyükşehir Belediyesinin biz Ankaralılara karşı sorumluluğudur, yerine getirmek zorundadır.
Bugün Ankara’da bir aile, çocuğuyla, yaşlısıyla, eşiyle otobüse binip de rahatça bir yolculuk yapamıyor. Bunu söylemek bir şikâyet değil, bir gerçekliktir. Ve bu gerçeği değiştirmek için, önce o otobüslere binip o gerçeği yaşamak gerekir. Eğer bir gün Ankara Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, EGO Genel Müdürü ve ilgili yetkililer, aileleriyle birlikte Keçiören’den, Mamak’tan, Sincan’dan, Etimesgut’tan bir otobüse binip sıradan bir yolculuk yaparlarsa, işte o zaman bu kentin gerçek yüzünü görebilirler. Çünkü sorun rakamlarda değil, yaşantıda gizli.
Bir başkentte toplu ulaşım, “idare eden” bir hizmet değil, örnek gösterilen bir sistem olmalıdır. Başkent olmak, yalnızca siyasi bir unvan değildir; aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Bir ülkenin başkenti, insanın yaşamına verdiği değeri göstermek zorundadır.
Bugün Ankara’da, otobüs duraklarında bekleyen, kalabalığın içinde ezilen her yolcu, aslında aynı soruyu sormaktadır:
“Ben bu şehirde bir insan olarak ne kadar değerliyim?”

Bu soruya verilecek cevap, ne bütçe raporlarında ne de basın açıklamalarında bulunur. Cevap, sabahın erken saatinde soğukta otobüs bekleyen insanların yüzündedir. O yüzlerde yorgunluk, sabır ve sessiz bir sitem vardır. Bu sitem, yalnızca ulaşım sistemine değil, insanın insan gibi yaşama hakkının unutulmasına yöneliktir.
Ankara’nın gerçekten “başkent” olabilmesi için önce insanına dönmesi gerekiyor. Çünkü şehir, yalnızca binalarla, yollarla değil; insanına gösterdiği özenle anlam kazanır. Biz Ankaralılar, artık şunu talep ediyoruz:
Ulaşımda değil, yaşamda da insan gibi muamele görmek istiyoruz.
Bu çağrı bir şikâyet değil, bir farkındalık çağrısıdır. Çünkü bir toplumun medeniyet düzeyi, insanın nasıl yaşadığıyla değil, insanın nasıl taşındığıyla da ölçülür.
Ve biz, artık taşınmak değil, insanca yaşamak istiyoruz.
Not:
Bu yazının nedeni kesinlikle siyasi değildir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın hangi partiden olduğu benim için hiçbir anlam taşımamaktadır. Bu eleştiriyi, bir yurttaş olarak insanca yaşama hakkımı savunmak adına kaleme alıyorum. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, iki dönem önce biz Ankaralılara insani bir toplu taşıma sözü verdiği için destek bulmuştu; şimdi bu sözünü yerine getirmelidir.
Bu yazı, hiçbir ideolojik arka plan üzerinden okunmamalıdır. Çünkü mesele siyaset değil, insan onuruna yakışır bir şehirde yaşama hakkıdır.
– GazeteUs | Güncel Haberler
