Sosyal çağın en fazla görünür olan yönü; kalemi ve zihni en kolay ifşa eden platformlarla zirveye oynadığı bir çağda olmamız. Bir başkasına yerini göstermek, kendi doğrularıyla tahtaya sert vuruşlar yapıp yapılması gerekeni göstermek, had bildirmenin en revaçta olan tarzlarından biri hâline gelmiş durumda.

Kendinden farklı olanı eleştirirken ona kendi gibi olma zorunluluğunu dayatmak artık ciddi bir rahatsızlık hissi oluşturmuyor. Herkesin kendi mutlak doğrusu ve uyulması gerektiğine inandığı bireysel bir personası var. Bu persona sert eleştirilerle, yeri geldiğinde ise yargılayıcı tavırlarla görünür kılınıyor.

Kabul görmek artık kendini gösterebilmekle aynı düzlemde ilerlemeye başladı. Çünkü ifade gücümüz, sergileyebildiğimiz performansla orantılı bir hâl aldı. Bununla birlikte mutlak özgüven de sürekli besleniyor.

Peki, mutlak doğru bu kadar güçlü bir şekilde sergileniyorsa farklı olana yönelen bu iğneleyici dışavurum ve öfke neden ortaya çıkıyor? Bu gerçekten haklı olmanın verdiği bir üstünlük hissi mi, yoksa farklı olana karşı duyulan tahammülsüzlüğün bir yansıması mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir