Nevâbit: Menfaat Çağında Erdemli Kalabilmek * Halil İbrahim Ağkavak
Erdemli toplumun sessiz kurucuları

Her çağ kendi insan tipini üretir. Gücün kutsandığı dönemlerde güçlü görünenler çoğalır; servetin yüceltildiği zamanlarda zenginlik tek ölçü hâline gelir; görünürlüğün değer kazandığı çağlarda ise alkış peşinde koşan kalabalıklar büyür. Buna karşılık tarihin her döneminde sayıları az, sesleri kısık, vicdanları güçlü insanlar da varlığını sürdürür. Bulundukları çevreye tam olarak benzemezler. Çoğunluğun doğrularını sorgular, alışkanlıkların sınırlarını aşar, rahat olanı değil doğru olanı seçmeye çalışırlar.
İslam düşüncesinin büyük filozoflarından İbn Bâcce, bu insanları tek bir kavram altında toplar: Nevâbit.
Kelime anlamı bakımından nevâbit, ekili bir tarlada kendiliğinden yetişen yabani otlar demektir. İlk bakışta olumsuz bir çağrışım taşır. Tarım kültüründe yabani ot, düzeni bozan unsur olarak görülür. İbn Bâcce bu anlamı tersine çevirir. Ona göre asıl mesele, düzenin kendisinin ne kadar sağlıklı olduğudur. Eğer tarla hastalanmışsa, kendiliğinden çıkan ot hayatın işareti hâline gelir.
İşte nevâbit, bozulmuş toplumlarda hakikati temsil eden insanın adıdır.
Toplumsal düzenin ölçüsü yalnızca çoğunluk değildir. Bir düşüncenin milyonlar tarafından benimsenmesi onu doğru yapmadığı gibi, az kişi tarafından savunulması da yanlış olduğunu göstermez. Tarih, büyük dönüşümlerin çoğunun yalnız insanlar tarafından başlatıldığını ortaya koyar.
Nevâbit tam da bu noktada belirir. Onlar toplumun dışında yaşamayı isteyen kişiler değildir. Toplumun vicdanını korumaya çalışan insanlardır. Kalabalığın yöneldiği istikameti sorguladıkları için ayrıksı görünürler.
Bugün menfaat ilişkilerinin hayatın birçok alanını belirlediği bir dönemde bu kavram her zamankinden daha büyük bir anlam taşımaktadır.
İbn Bâcce’nin Nevâbit Felsefesi
İbn Bâcce’nin en önemli eserlerinden biri olan Tedbîrü’l-Mütevahhid, yalnız insanın iç dünyasını anlatan bir inziva kitabı değildir. Bu eser, bozulmuş toplumlarda erdemli kalabilmenin felsefesidir.

Filozofun kullandığı ikinci temel kavram mütevahhiddir. Mütevahhid, fiziksel anlamda yalnız yaşayan kişi değildir. Düşüncesini koruyabilen, aklını kalabalığa teslim etmeyen insandır.
İbn Bâcce’nin yaşadığı Endülüs, siyasal çatışmaların, mezhep mücadelelerinin ve iktidar savaşlarının yoğun olduğu bir dönemdi. Bilgi çoğu zaman siyasetin hizmetine giriyor, hakikat güç sahiplerinin çıkarına göre şekilleniyordu.
Böyle bir ortamda filozof şu soruyu sorar:
“Erdemli insan nasıl yaşayacaktır?”
Verdiği cevap oldukça dikkat çekicidir.
İnsan, bozulmuş düzenin parçası olmadan yaşamayı öğrenmelidir.
Bu tavır pasif bir kaçış değildir. İçsel bağımsızlığın korunmasıdır.
İbn Bâcce’ye göre toplum iki farklı yapıya dönüşebilir.
Birincisi, erdemli şehir.
İkincisi, erdemini kaybetmiş şehir.
Erdemli şehirde bireyin faziletli olması kolaylaşır. Adalet, hikmet ve ortak iyilik toplumsal yapının temelini oluşturur.
Bozulmuş şehirde ise tam tersi gerçekleşir. Güç, çıkar ve gösteriş ön plana çıkar. Böyle ortamlarda erdem sahibi insanlar doğal olarak azınlıkta kalır.
İşte nevâbit bu azınlığın adıdır.
Onlar sistemi yıkmaya çalışan isyancılar değildir. Sistemin unuttuğu insanlık değerlerini canlı tutan kişilerdir.
Sürü Psikolojisi ve Konformizm
Modern psikoloji ile İbn Bâcce arasında yüzyılları aşan güçlü bir ortaklık bulunur.
Toplumlar çoğu zaman bireyi düşünmeye değil, uyum göstermeye yönlendirir.
Bu eğilim sosyal psikolojide konformizm olarak adlandırılır.
İnsan kabul görmek ister.
Onaylanmak ister.
Dışlanmaktan kaçınmak ister.
Bu ihtiyaçlar doğal olsa da hakikatin önüne geçtiğinde bireyin kişiliği giderek silikleşmeye başlar.
Carl Gustav Jung, insanın kendi gölgesini tanımadan toplumsal maskeler içinde yaşayacağını söyler. Persona güçlendikçe gerçek benlik görünmez olur.
Friedrich Nietzsche, sürü ahlakını insanın yaratıcı potansiyelini körelten en büyük engellerden biri kabul eder. Ona göre büyük insan, değerlerini kalabalıktan ödünç almaz.
Søren Kierkegaard, “Kalabalık hakikat değildir.” sözüyle bireyin vicdanını merkeze yerleştirir. Hakikatin ölçüsü oy çokluğu değildir.
José Ortega y Gasset, modern insanın en büyük krizini “kitle insanı” kavramıyla açıklar. Kitle insanı sorgulamaz. Hazır fikirlerle yaşar. Konforunu koruyan her düşünceyi benimser.
Erich Fromm ise özgürlükten kaçış mekanizmalarını inceler. İnsan, sorumluluk almamak adına otoritelere teslim olmayı tercih edebilir.
Bu düşünürlerin ortak noktası dikkat çekicidir.
İnsan yalnız baskıyla değil, ait olma arzusuyla da özgürlüğünü kaybedebilir.
Nevâbit tam da bu teslimiyeti reddeden insandır.

Ayrıksı Ot Olmanın Istırabı
Nevâbit olmanın bedeli ağırdır.
Hakikati savunan insan, alkış yerine sessizlikle karşılaşabilir.
Dürüst davranan kişi, çıkar ilişkilerinin dışında kaldığı için yalnızlaşabilir.
İlkeli yaşayan birey, fırsatçılığın normal kabul edildiği ortamlarda tuhaf biri gibi görülebilir.
Psikolojik açıdan bu durum önemli bir gerilim oluşturur.
İnsan sosyal bir varlıktır.
Aidiyet ihtiyacı temel ihtiyaçlardan biridir.
Toplumdan uzaklaşmak değil, toplum tarafından anlaşılmamak derin bir yalnızlık üretir.
Nevâbit tam da bu sınavı yaşar.
Sosyolojik açıdan bakıldığında toplumlar kendi düzenlerini koruma eğilimindedir.
Yerleşik alışkanlıklar sorgulanınca savunma mekanizmaları devreye girer.
Yeni fikirler tehdit olarak algılanır.
Farklı olan kişi önce küçümsenir.
Ardından dışlanır.
Son aşamada susturulmak istenir.
Tarih boyunca tekrar eden bu döngü yalnız filozofların değil, sanatçıların, bilim insanlarının ve düşünürlerin ortak kaderi olmuştur.
Nevâbit, yalnızlığı seçen insan değildir.
Hakikatten vazgeçmeyen insandır.
Nevâbitler Medeniyetleri Nasıl İnşa Eder?
İnsanlık tarihine yön veren büyük dönüşümlerin arkasında çoğu zaman tek bir vicdan bulunur.
Sokrates, Atina’nın alışkanlıklarını sorguladığı için ölüme mahkûm edildi.
İbn Rüşd, aklın önemini savunduğu için eserleri yakıldı.
Galileo Galilei, gözlemlerini inkâr etmeye zorlandı.
Vincent van Gogh, yaşadığı dönemde neredeyse hiç değer görmedi.
Bu isimlerin ortak özelliği dehaları değildir.
Vicdanlarını çoğunluğun kanaatine teslim etmemeleridir.
Bugün insanlık onların yalnızlıklarını değil, bıraktıkları mirası konuşmaktadır.
Medeniyetler büyük ordularla yükselmez.
Yeni düşüncelerle yükselir.
Yeni düşünceler ise güvenli alanların dışına çıkabilen insanlar tarafından üretilir.
Nevâbit, medeniyetin görünmeyen mimarıdır.
Her çağın ilerleyişi, kalabalığın değil hakikate sadık az sayıdaki insanın emeğiyle mümkün olur.

Dijital Çağda Nevâbit Olmak
Dijital dünya bilgiye erişimi kolaylaştırdı.
Bunun yanında görünürlüğü yeni bir güç biçimine dönüştürdü.
Algoritmalar dikkat çeken içerikleri öne çıkarırken derinlik çoğu zaman geri planda kalabiliyor.
Beğeni sayıları doğruluğun yerine geçebiliyor.
Paylaşım hızının arttığı ortamlarda düşünme süresi daralıyor.
Birey, kendi fikrini üretmek yerine dijital kalabalığın eğilimlerini tekrar etmeye başlayabiliyor.
Bu durum yeni bir sürü psikolojisi oluşturuyor.
Artık meydanlar dijitalleşmiş durumda.
Linç kültürü, kutuplaşma ve onay ekonomisi bireyin zihinsel bağımsızlığını zorlayan yeni baskılar üretiyor.
Nevâbit olmanın anlamı da yeniden şekilleniyor.
Hakikati araştırmak…
Bilgiyi doğrulamak…
Popüler olanla doğru olanı ayırabilmek…
Beğeni uğruna ilkelerden vazgeçmemek…
Farklı düşünebilme cesaretini koruyabilmek…
Dijital çağın en önemli entelektüel erdemleri arasında yer alıyor.
Nevâbit, sosyal medyayı reddeden kişi değildir.
Sosyal medyanın yönettiği bir zihne dönüşmeyen kişidir.
Erdemli Toplum Nevâbitlerle Başlar
Toplumların gerçek gücü ekonomik büyüklüklerinde ya da teknolojik gelişmişliklerinde aranmaz. Kalıcı medeniyetler, karakter sahibi insanların omuzlarında yükselir.
Nevâbit, yalnız bir filozofun ortaya attığı kavram değildir. Her dönemde hakikatin yükünü taşıyan insanların ortak adıdır.
Erdemli toplumlar tesadüfen ortaya çıkmaz. Vicdanını koruyan bireylerin varlığıyla şekillenir. Adalet, dürüstlük, merhamet ve hikmet, önce tek bir insanın hayatında kök salar; ardından çevresine yayılır.
Bugünün dünyasında en büyük ihtiyaçlardan biri, düşünmeyi cesaretle sürdürebilen insanlar yetiştirebilmektir. Kendi aklıyla hüküm verebilen, çıkarın yönüne göre eğilmeyen, alkışın cazibesine kapılmayan bireyler geleceğin en değerli sermayesidir.
İbn Bâcce’nin nevâbit kavramı, modern çağın insanına güçlü bir çağrı yapmaktadır.
Kalabalığın içinde kaybolmamak…
Vicdanı menfaatin önünde tutmak…
Hakikati geçici kazançlara değiştirmemek…
İnsanlığın ilerleyişi, tam da bu sessiz direnişin üzerinde yükselmektedir.
Tarlanın ortasında tek başına yeşeren yabani ot, ilk bakışta düzensiz görünür. Toprağın derinlerinde saklı canlılığı haber veren işaret de çoğu kez odur. Tarih, aynı gerçeği insanlık için defalarca göstermiştir. Dünyayı değiştirenler, kalabalığa benzeyenler değil; hakikate benzeyenler olmuştur.
Halil İbrahim Ağkavak
