Nurşin Arslanboğa Gazete Us

Gözlem, vicdanın söylemindeki bireyselliğin; kişinin kendi düşüncelerini sahiplenmesinin ve kamusal düşüncenin insan üzerindeki etkisini kabul etmesinin temel koşuludur. Çoğu zaman topluluk olarak benimsediğimiz düşünceleri, bireysel bir sorgulamadan geçirmeden kendi gerçeklik irademizin bir parçası hâline getiririz. Peki, sorgulanmayan bir vicdanın ve aklın süzgecinden geçmeyen bir gerçekliğin doğrulandığı söylenebilir mi?

Modern insan zihni, prototipleştirilmiş ekranlar, standartlaştırılmış bellekler ve hazır anlam kalıpları üzerinden bir yaşam kolektifi inşa etmektedir. Bu durum, gündelik hayatta savunulan düşüncelerden siyasi aidiyetlere kadar birçok alanda kendini göstermektedir. Çünkü çoğu zaman düşünceler önceden hazırlanmış, yazılmış ve sistemleştirilmiştir; birey ise onları okumaya, anlamaya ve yeniden üretmeye gerek duymadan yalnızca imzalamakta, ardından bir sonrakine yönelmektedir.

Ancak insan gerçekten bu kadar basit bir denkleme indirgenebilir mi? Ruhu, bedeni ve varlığıyla insan; canlılığın ve medeniyetin en karmaşık ifadesidir. Buna rağmen, standart dizelere dönüştürülmüş sentetik süreçlerin bir parçası olarak yaşamaya devam etmekten çoğu zaman çekinmemektedir.

İnsanın kendi ürettiği yapay zekâdan öğrenirken hissettiği hayret, belki de kendisine olan yabancılaşmasının en belirgin göstergelerinden biridir. Çünkü hayranlık duyduğu şey, çoğu zaman kendi aklının, bilgisinin ve üretim kapasitesinin dışsallaşmış bir yansımasından başka bir şey değildir. Bu nedenle yapay zekâ karşısında duyulan şaşkınlık, teknolojik ilerlemenin olduğu kadar insanın kendi özüne olan uzaklığının da bir işareti olarak okunabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir