“Her toplumsal sorunu tek bir kavrama indirgemek, karmaşık gerçekliği anlamak değil; onu basitleştirerek düşünme zahmetinden kaçmaktır.”

Günümüzde düşünme biçimleri, büyük ölçüde hızın ve tekrarın belirlediği bir medya düzeni içinde şekilleniyor. Bu durum, “CNN etkisi” olarak tanımlanan olguya paralel biçimde ilerlemektedir. Medyanın olayları hızlı, yüzeysel ve sürekli tekrar eden anlatılar üzerinden sunması; toplumun düşünme biçimini de kısa, hazır ve refleksif kalıplara indirgemektedir. Böylece insanlar olayların nedenlerini çözümlemek yerine, kendilerine sunulan hazır kavramsal çerçeveler içinde tepki vermeye başlar.
Dil yetkinliğini kaybettikçe düşünce de daralmaya başlıyor. Hazır kalıplarla düşünme eğilimi, insanların karmaşık toplumsal meseleleri anlamlandırma biçimini yüzeyselleştiriyor. Özellikle “sosyal çürüme” kavramı, artık açıklayamadığımız, tanımlayamadığımız ya da baş edemediğimiz hemen her durumun üzerine yapıştırılan genel bir etiket hâline geldi. Sanki toplumsal sorunlar biyolojik bir deformasyon ya da kaçınılmaz bir bozulma süreciymiş gibi ele alınıyor. Böylece eksiklikler, gelişim yetersizlikleri ve düşünsel tıkanmalar tek bir klişenin içine sıkıştırılıyor.
Peki gerçekten sosyal çürüme nedir?
Toplumsal bir yapının; eksiklerini fark edip kendini yenileyememesi, yeni tavırlar ve düşünsel biçimler üretememesi bir çürüme hâlidir. Fakat bugün yaşanan asıl sorun, bu kavramın kendisinin düşünmeyi durduran hazır bir kaçış alanına dönüşmesidir. İnsanlar artık süreçleri çözümlemek yerine, bütün reaksiyonlarını bu kavram üzerinden vermeye çalışıyor. “Sosyal çürüme” kavramının sürekli ve gelişigüzel kullanılması da bu refleksif düşünce biçiminin bir sonucudur. Kavram, analiz üretmek yerine analizin yerini alan bir söyleme dönüşmektedir.
Bir başka mesele ise, toplumsal süreçlerin mimarlarının yalnızca siyasi figürlere indirgenmesi. Eğitimden kültüre, düşünce üretiminden bireysel sorumluluğa kadar uzanan geniş alanlar göz ardı edilirken; insanlar düşüncelerini geliştirmek yerine kendilerine hazır bayraklar seçip onların arkasında konumlanıyor. Oysa yenilenmeyen, düşünülmeyen ve üretmeyen zihinsel yapı; tam da “sosyal çürüme” denilen şeyin kendisini oluşturuyor.
Sorun yalnızca bu kavramın yanlış kullanılması değil; aynı zamanda hazırcı, üretkenlikten uzak ve sürekli şikâyet eden zihniyetin yaygınlaşmasıdır. Zihin kendini yenilemediği sürece, bugün “sosyal çürüme” dediğimiz birçok ifade de yarın üzerine düşünülmemiş yeni klişelere dönüşecektir.
Yazar: Nurşin Arslanboğa

