Büşra Nur Türkoğlu - Gazate Us

Doğduğumuz günden beri hayata tutunmak, var olmak için çabalamak zorundayız. Bir bebeğin ilk nefesi, hayata karşı verilen en saf direniştir. Spinoza’nın Conatus dediği şey tam olarak budur: İnsanın varlığını sürdürme arzusu. Bu arzu, varoluşumuzu korumaya, sürdürmeye ve yeni şeyler üretmeye sevk eder. İnsan yalnızca doğuştan gelen ya da öğretilen bilgilerle değil, tecrübeler ve yaşanmışlıkların senteziyle bir yaşam inşa eder. Bunun için emek verir, yorulur ve bazen kırılır. Çünkü emek, insanın dünyayla kurduğu en sahici bağdır. Marx’ın ifadesiyle insan, emeğiyle kendini inşa eder. Gösterilen her çaba, kim olduğumuzu ve benliğimizi biçimlendirir; insan emeği kadar sever, çabaladığı kadar iz bırakır.

Zaman ve emek doğru orantılı ilerler. Emek verdiğimiz şeyler için zaman yaratır, zamanı onların mütemmim cüzü olarak önceleriz. Marx, insanın emeğiyle hem dünyayı hem kendini kurduğunu söyler; ancak bu süreç düz bir çizgide ilerlemez. İnşa etmek istediğimiz her yolculukta yanımıza almak istediklerimiz kadar vazgeçmek zorunda kaldıklarımız da vardır. Kierkegaard’ın işaret ettiği gibi asıl kaygı, seçim yapma zorunluluğudur. Benliğimizi kurarken, doğru zamanda ve doğru biçimde vazgeçebilme hürriyetiyle özgürleşiriz. Bırakamadığımız her şey ayaklarımızda bir prangaya dönüşür. Geçmişe tutunmak çoğu zaman özlemden değil, onsuz kim olacağımızı bilememekten kaynaklanır. Yeniyi kurarken karşılaşılan anlamsızlık duygusu, insanı en çok sarsan eşiktir; belki de bu yüzden hatırlamak isteriz, çünkü geçmiş yaşadığımızın en güçlü kanıtıdır.

Toplum, insanı güçlü olmaya çağırır; düşmemeyi, sarsılmamayı ve hep dirayetli kalmayı öğütler. Oysa insan kırılganlığıyla insandır. Hannah Arendt’in şu sözü bu noktada belirleyicidir: “İnsanın eylemi kusursuzluğunda değil, yeniden başlama yeteneğinde anlam kazanır.” Bu yaklaşım, hatasız olma idealini değil, hataya rağmen devam edebilme cesaretini yüceltir. Çünkü insan kusursuzluğu baştan kaybetmiş bir varlıktır; ama yeniden başlama ihtimalini asla bütünüyle yitirmez. Hayat, planladıklarımızdan ibaret değildir. Yanılırız, düşeriz, yanlış tercihler yaparız; fakat eylem tam da burada başlar: düştüğümüz yerden kalkmaya karar verdiğimiz anda.

Yeniden başlamak geçmişi inkâr etmek değildir; aksine onu kabul ederek tecrübelerle yeni bir benlik inşa etmektir. İnsan her düşüşte kendini biraz daha tanır, sınırlarını görür, nerede durması gerektiğini öğrenir. Eylemlerinin ve duygulanımlarının iç dünyasında neye karşılık geldiğini idrak eder; bu yüzden yaşanmışlıklar en sahici öğretmendir. Sonuçta insan ne yalnızca geçmişinin yüküdür ne de kusursuz bir gelecek tasarımının öznesi. Emek veren, yanılan, vazgeçen ama yeniden başlamayı deneyen bir varlıktır. Spinoza’nın Conatus’u, Marx’ın emekle kurulan benliği ve Arendt’in yeniden başlama fikri aynı noktada kesişir: Varoluş, her gün yenilenen ve dönüşen bir süreçtir. Bu süreç kırılmalarla, duraksamalarla ve gelgitlerle doludur; tam da bu yüzden derindir. Belki de asıl mesele, dönüşürken kendimize şefkatle eşlik edebilme cesaretidir. İnsan emeği kadar iz bırakır; kırılganlığını sahiplendikçe güçlenir. Ve hayat, bütün kusurlarımız ve eksikliklerimizle, tam da bu yüzden yaşanmaya değerdir.

Yazan : Büşra Nur Türkoğlu

One thought on “Emek, Conatus Ve Yeniden Başlamak – Büşra Nur Türkoğlu”
  1. Emeği en az selvi boylum al yazmalım filmindeki kadar güzel anlatmışsınız emeğinize sağlık

Medine Çetin için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir