Metninizin akışını bozmadan, okuma kolaylığı sağlamak için paragraf geçişlerini belirginleştirdim ve ana fikri taşıyan kritik ifadeleri kalın (bold) olarak vurguladım.

Kendini Sevmenin Felsefesi

Kendini sevmek gerçekten gerekli mi? İnsan kendini nasıl sever? İnsanı kibre götüren bir tarafı olabilir mi? Bugünkü yazımda bunları tartışmak istiyorum.

Bir Başkası Mantığı

İster etik diyelim ister dini öğretiler ya da gelenek, çoğunun temelinde bir “başkası mantığı” olduğunu görüyoruz. Bir başkasına yaptığımız iyilik ve kötülük üzerinden erdemli olup olmadığımız belirleniyor. Ancak nedense benlik sevgisinin bir erdem olduğu, “bir başkası” kadar vurgulanmıyor.

Mantıken biz de kendimiz hariç bir kişinin gözünde bir “başkası” oluyoruz. Bu durumda kendimizi sevmek, açıkça belirtilmese bile genel kanıya göre bir erdem demektir. Başkasına yaptığımız iyilik ne kadar önemliyse, biz de bir başkasına göre bir başkası olduğumuz için kendimize yaptığımız iyilik de aynı derecede önemli olmalıdır. Bittabi kendimize kötülük yaptığımızda da bu durum kötülük sayılmalıdır.

Somut bir örnek verelim: Örneğin kimse kırılmasın diyerek çatışmadan kaçınan bir insanız. İnsanlar üzülmesin, moralleri bozulmasın, kalp kırmak kötüdür diye düşünürüz; ancak aynı kötülükler bize yapıldığında susar ve bize yapılanları sineye çekeriz. Burada bizim gibi düşünmeyen insanların kötülüğüne ve saygısızlığına maruz kalırız. “Kalp kırmak kötüdür” diye bir kalıp yargımız var ama bu kalıp aynı şekilde bize uygulanabiliyor. Bizim haksız yere kırılmamızı diğerlerinden daha az kötü yapan şey nedir?

Muhtemelen iyilik adı altında yaptığımız üstünlük duygusunu pekiştirmek bunu daha az kötü (!) yapıyor. Çünkü daha az kusurlu, daha az kırılgan ve daha iyi görünmek aslında bizi içten içe yüceltmiş oluyor. Peki bu kibir değilse nedir? Kendini sevmenin kibre götürdüğü söylenir; ancak kendini sevmemek de gizli bir kibir olamaz mı?

Kendini Sevmek Kibir Midir?

Kendini sevmek kibre götürebilir mi? Hem hayır hem evet.

Kendini sevmek, eğer kişi kendini bir bütün olarak kabul ediyorsa —iyiliğiyle, kötülüğüyle, hatasıyla, kusuruyla ve kırılganlığıyla— kibre götürme ihtimali azdır. Çünkü kendini gerçekten seven kişi, olduğundan farklı görünmek için savunma mekanizmaları kullanmaz. Bunun yerine hatasını telafi etmeye çalışır ve kusurlu olmanın kendisini direkt değersiz kılmadığını görür. Nasıl başkalarını hatalarıyla, kusurlarıyla sevebiliyorsa, kendini de öyle görebilecektir.

Peki kibre götürebilir mi? Evet. Kendini koşullu bir biçimde; olduğundan farklı, kusursuz ve belli kalıplar içinde seven birisi, zaten belli bir süre sonra kendini abartmanın yollarını aramaya başlar. Kendisi öyle kusursuzdur ki hata yapanlar hep başkalarıdır; hayatından çıkmışlarsa bu onların sorunudur. Hatta kibirli olmadığını kanıtlamak için roller bile yapabilir; hatasını kabul eden biri olduğunu söyleyebilir veya özür dileyebilir. Tabii bunlar ders çıkarmak ya da gerçek bir vicdan azabı çekmek için yapılan eylemler değildir; tek amaç “iyi insan” imajını korumaktır.

“Seni Seviyorum ama Kendimi Daha Çok Seviyorum”

Sex and the City dizisinde ve filminde Samantha Jones karakterinin bir repliği vardır: “Seni seviyorum ama kendimi daha çok seviyorum.” Bence bu replik, sağlıklı bir kendini sevme durumunun en güzel örneklerinden biridir.

Samantha burada kendisine hata yapan ya da uyumlanamadığı birisini direkt kötü olarak etiketlemez; siyah-beyaz düşünmez. Sadece kendisini daha çok sevdiğini söyler. Elbette her olayda Samantha gibi davranamayız; bazen hayatımızdan çıkardığımız kişileri sevmeyebiliriz de… Ancak birilerini sürekli tamamen gözden çıkararak davranmanın sağlıklı bir örüntü olduğunu söyleyemeyiz.

Özellikle günümüzde sosyal medyanın etkisiyle siyah-beyaz düşünme şekli oldukça yaygınlaştı:

  • “Birini ya iyiyse severim ya kötüyse.”
  • “Beni kabul ediyorsa iyidir, yoksa kötüdür.”
  • “Beni sevmiyorsa ya da hata yaptıysa direkt değersizdir.”

Bunlar doğru düşünce kalıpları değildir. Ne hayat bu kadar net sınırlar içerisinde geçer ne de insanların karakteri böyledir. Konumuza dönersek; kendimizi ya da başkalarını sevme durumunu da böyle değerlendirebiliriz. Kendimizi sevmek, başkasını sevmeyi dışlayan bir durum değildir.

Önce Kendimizi Sevebilir Miyiz?

Klinik Psikolog Şule Öncü’den bir alıntı yapmak istiyorum:

“Önce kendini sevemez insan. Sevmeye ötekinden, bilmeye kendinden başlar. ‘Önce kendini sev!’ dayatması özellikle bir şekilde yalnız kalmış, yoğun değersizlik ve yetersizlik inançları taşıyan bireyleri kötü etkiliyor. Çünkü bütün bu zorlukların üzerine bir de kendini sevememenin ‘başarısızlığı’ ekleniyor. İnsan kendini az çok bilebilir, kendinden hoşnut olabilir, kendiyle tanışık ve barışık olabilir, kendine şefkat de duyabilir. Ama sevmeye ötekinden başlarız. Ağaçtan, kediden, dosttan, sevgiliden… Bir öteki lazımdır sevgiye. Özneler arası alan lazımdır. Lütfen, özellikle hâlihazırda yeterince seveni ve sevecek kimsesi olmayanların üzerinde, ‘Önce kendini sev!’ diye fazladan baskı ve yapay stres yaratmayalım.”

Bu alıntı çok doğru. Bir ekleme yapmak da istiyorum: Bir önceki başlıkta belirttiğim “kendini sevmek başkalarını sevmeyi dışlamaz” derken de tam olarak bunu kastetmiştim. Evet, önce kendimizi sevemeyebiliriz ve çocukluktan itibaren yeterince sevgi görmemiş de olabiliriz.

Ancak yetişkin olduğumuzda hem kendimizi hem de başkalarını sevmek bizim sorumluluğumuzdadır. Sevmeye başlayarak sevildiğimizi hissederiz. Yavaş yavaş kimleri ve neleri seveceğimize; bize gerçekten değerli hissettirenleri ve bizi olduğumuz gibi kabul edenleri seçerek karar veririz. Bu süreçte de seçme hakkımız, kendimizi sevme sürecimizi başlatmış olur. Seçtiklerimiz sadece insan olmak zorunda da değildir; başka canlılar, yapmayı sevdiğimiz işler veya hobiler olabilir. Kısacası, bir nesne veya öteki aracılığıyla hem kendimizi hem de başkalarını sevmeyi öğreniyoruz.

Yazan: Melike Demiryürek

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir