
Modern düşünce tarihinde bazı metaforlar yalnızca bir betimleme olmaktan ziyade aynı zamanda düşünsel bir zemin de sunar. Karl Marx’ın “mezar kazıcı” metaforu da bu kavramlardan biridir. Ona göre her tarihsel sistem özellikle kapitalizm kendi sonunu hazırlayan içsel güçleri de içinde taşır. Kapitalizmin mezar kazıyıcısı proleteryadır çünkü sistemin üretim biçimleri onu ortadan kaldıracak özneyi de yaratır.
Bu metafor bize sadece ekonomik analiz değil aynı zamanda her yapının kendi çöküş potansiyelini de içinde taşıdığı düşünsel bir zemin sunar. Bu fikir, psikanalitik alanında da yankı bularak Carl Jung’ın “gölge” kavramı ile de benzer dinamiği taşır. Buna göre birey, bastırdığı ya da bilinç dışına ittiği yönleri aracılığıyla kendi krizini üretir. Bu yazı da, Marx’ın “mezar kazıcı” metaforunu önce kendi bağlamında ardından gölge kavramı ile ilişkilendirerek daha geniş bir düşünsel çerçeve sunmayı amaçlıyor.
Marx’ta,
“Burjuvazi her şeyden önce kendi mezar kazıcılarını yaratıyor. Kendi çöküşü de proletaryanın zaferi de eşit derecede kaçınılmazdır”,
ifadesi Komünist Manifesto’nun girişinde geçer. Ona göre burjuvazi, sadece egemen bir sınıf değil, aynı zamanda tarihsel bir güçtür. Kapitalizm ise feodal üretim ilişkilerini çözmüş, ekonomik yapıları parçalayıp yeni bir üretim düzeni kurmuştur. Dolayısıyla tarihin önceki dönemlerinden farklı olarak üretim araçlarını dönüştüren ve toplumsal ilişkileri de yeniden şekillendiren bir sistemdir. Tabi, kapitalist üretim biçimi genişledikçe üretim araçlarının mülkiyeti ile üretimi gerçekleştiren emek arasındaki ayrım da giderek derinleşir. Bir yanda üretim araçlarını elinde bulunduran sermaye sahipleri ile diğer yanda emek gücünü satan işçi ortaya çıkar. Bu işçi sınıfı sanayileşmenin gelişmesi, büyük fabrikaların kurulması ile sayısal olarak büyümekle kalmaz. Marx için proletarya sömürülen toplumsal bir sınıf değil aynı zamanda siyasal özne haline gelme potansiyeli taşıyan da bir sınıftır. Burada da Marx’ın yazının başında belirttiğimiz ünlü ifadesi ortaya çıkar,
“ Burjuvazi, kendi mezar kazıcılarını da üretir”
Burada çöküşün dışsal bir saldırıdan değil, sistemin kendi işleyişinden doğacağı düşüncesi dile getirilir. Bu düşüncede kapitalizmin gelişiminin paradoksal biçimde onu, aşabilecek toplumsal güçleri de ürettiği anlamına gelir. Toplumsal sistemler yalnızca kendi sürekliliklerini değil aynı zamanda kendi dönüşüm ve çözülme koşullarını da üretirler. Tabi bu ifade ile proletarya, burjuvazi, kapitalizm üzerine ve yine Marx zemininde birçok teori konuşulabilir fakat ben bu kısa tarihi girizgâhtan sonra kavramın kendisine dönmeyi istiyorum: mezar kazıcıları
Kavram incelendiğinde basit bir tarihsel betimlemeden daha fazlasını içerdiğini görürüz. Kavramın kendisinde yapının kendi içinde doğan bir karşıtlık vardır. Mezar kazıcı, öldüren bir kişi midir? Hayır, öldüren kişi değildir. Ölüm zaten gerçekleşmiş ya da kaçınılmaz hale gelmiştir. Mezar kazıcı bu sürecin son aşamasını yerine getirir. Ölümün nedeni değildir ama onun tamamlanmasını işaret eder. Mezar kazıcı aynı zamanda toprağa bir çukur açarak artık yaşamda(sistemde) olmayanı da görünür kılarak yaşama (sisteme) tekrar dâhil eder. Belki tam da burada Derrida’ya sorsak bize, mezar kazıcının sistemin içinde barındırdığı ama dâhil etmediği bir öteki olduğunu söylerdi. Mezar kazıcının attığı her kazma darbesi mevcudiyetteki yokluğu görünür kılan bir yapısöküme uğratır. Mezar kazıcı toprağı kazdıkça yaşamın(sistemin) kendi gölgesi ile karşılaşacağı dev aynayı da hazırlar.
Bu açıdan bakıldığında mezar kazıcı sadece bir özne olarak karşımıza çıkmaz. Her yapı, varlığını sürdürmek için belirli karşıtlıkları bastırmak veya görünür kılmak zorundadır ama bastırılan şey tamamen ortadan kalkmaz. Dolayısıyla mezar kazıcı metaforu yalnızca kapitalizmin bir öngörüsü ya da proleteryayı bilinçlendirmeye yönelik bir metafor değildir sadece. O, aynı zamanda her yapının kendi içinde taşıdığı öz-yıkım potansiyelinin de bir ifadesidir.
Tam da bu noktada metaforun anlamı toplumsal yapıların ötesine taşınabilir. Eğer her yapı kendi içinde bastırılmış bir karşıtlık barındırıyorsa, benzer bir dinamik bireyin psikolojik yapısında da pekâlâ bulunabilir. Analitik psikolojide bu karşıtlık, “gölge” kavramıyla açıklanır. Bu nedenle mezar kazıcı metaforu, psikolojinin iç dinamikleriyle de ilişkilendirilebilir.
Analitik psikolojinin kurucusu olan Carl Jung, bireyin ruhsal bütünlüğünün yalnızca bilinçli kimliğinden oluşmadığını, aynı zamanda bastırılmış ve bilinçdışına itilmiş unsurları da içerdiğini söyler. Jung’un “gölge” olarak adlandırdığı bu alan, kişinin kabul etmek istemediği dürtülerden, eğilimlerden ve karakter özelliklerinden meydana gelir. Gölge, yalnızca ahlaki açıdan olumsuz sayılan özellikleri kapsamaz. Aynı zamanda bireyin toplumsal kimliğiyle uyumsuz görülen arzuları, bastırılmış potansiyelleri ve bilinç tarafından tanınmayan yönleri de içerir. Bu nedenle gölge, kişiliğin ayrılmaz fakat inkâr edilmiş bir boyutudur.
Jung’a göre gölge bastırıldıkça ortadan kalkmaz. Aksine bilinç tarafından reddedilen bu içerikler farklı biçimlerde geri dönme eğilimindedirler. Çoğu zaman bu geri dönüş beklenmedik patlamalar, krizler veya yoğun çatışmalar şeklinde ortaya çıkar. Hatta patlamalardan da önce birine neden kızdığımız, neden kıskançlık duygusu beslediğimiz ya da neden güldüğümüze dair anlam çabaları gölge yönümüzü görünür kılar. Yani kişi, kendi karanlık yönlerini dış dünyadaki figürlere atfeder. Ancak bu bastırılmış içerikler yeterince güçlü hale geldiğinde, bireyin kurduğu bilinçli kimliği sarsabilir.
Bu noktada gölge kavramı ile mezar kazıcı metaforu arasında bir paralellik gözümüze çarpar. Nasıl ki kapitalizm kendi içinden doğan bir sınıf aracılığıyla tarihsel olarak aşılma potansiyelini ürettiyse, birey de kendi psikolojik yapısı içerisinde onu krize sürükleyecek unsurlar taşır. Gölge, bu anlamda bireyin dışındaki bir tehditten ziyade onun kendi içyapısındaki bastırılmış parçasıdır. Yani, başka bir deyişle birey, kendi iç dünyasında bir tür “mezar kazıcı” barındırır.
Mezar kazıcının kazma eylemi toprağın bütünlüğünü bozsa da yeni bir boşluk ve anlam yaratır. Bireyin içindeki mezar kazıcı(gölge) egonun inşa ettiği o görkemli sarayı alttan alta kazmaya başladığında ne kadar yıkım gibi görünse de (toprağın bozulması) aslında yeni bir temel için yer açmaktadır. Bireyin içindeki bu mezar kazıcı(gölge) egonun katılaştığı ve ölü bir yapıya dönüştüğü yerde toprağı havalandıran, sistemi sarsan bir figürdür. Yani gölge sadece kriz üretmez o aynı zamand yaratıcı bir yıkım da barındırır. Bu perspektifle bakıldığında “gölge ile yüzleşmek” aslında kendi mezar kazıcımızla el sıkışmak ve onun açtığı boşlukta yeni bir anlam arayışı aramak demektir.
Yazan: Tuba Gevrek

