Hemen söyleyeyim: Bu metni büyütürken yumuşatmayacağım. Hilmi Ziya Ülken’in aşk ahlâkı düşüncesi, bugünün hızla tüketen, duyguyu metaya çeviren, ilişkiyi performansa indirgeyen dünyasına karşı sert bir itirazdır. Ben bu yazıyı, bir kitap tanıtımı ya da akademik özet gibi değil; hesap soran, yer yer rahatsız eden, ama tam da bu yüzden insanı kendine döndüren bir felsefi makale olarak kuruyorum. Çünkü Ülken’in aşk anlayışı, romantik bir sığınak değil; ahlâki bir sınav alanıdır.

Aşk, Hilmi Ziya Ülken’e göre bir taşkınlık değildir. Bu cümleyi kurduğumuz anda, modern aşk mitolojisinin neredeyse tamamı çöker. Aşkın “kontrolden çıkma”, “kendini kaybetme”, “aklın askıya alınması” gibi kutsanan hâllerine karşı Ülken’in tavrı nettir. Aşk, iradenin askıya alınması değil; iradenin terbiye edilmesidir. Çünkü insan, tutkularıyla insan olmaz; tutkularını biçimlendirebildiği ölçüde insanlaşır. Ülken’in düşüncesinde aşk, içgüdünün serbest bırakılması değil, içgüdünün ahlâk tarafından eğitilmesidir. Bu yüzden aşk, yalnızca bir duygu değil; bilinçli bir yöneliş, etik bir karardır.

Burada durup şu soruyu sormak gerekir: Eğer aşk sadece duyguysa, neden bu kadar yıkıcıdır? Neden bu kadar çok insan, “aşk adına” incitir, terk eder, manipüle eder, yok sayar? Hilmi Ziya Ülken bu soruya dolambaçsız cevap verir: Çünkü duygu, tek başına ahlâk üretmez. Duygu taşar; ahlâk yön verir. Aşkın ahlâkla buluşmadığı yerde, geriye yalnızca dürtü kalır. Ve dürtü, insanı yükseltmez; onu sürükler. Bu nedenle Ülken, aşkı yüceltirken romantizme yaslanmaz; felsefeye yaslanır.

Aşk, insanın kendini aşma çabasıdır. Ancak bu “kendini aşma”, sanıldığı gibi benliğin yok edilmesi değildir. Ülken’in itirazı tam da buradadır. Modern aşk anlatıları, çoğu zaman kendini feda etmeyi yüceltir. Oysa Ülken için bu tehlikeli bir yanılsamadır. Aşk, kendini kaybetmek değil; kendini derinleştirmektir. Başkasında erimek değil, başkasıyla birlikte daha yüksek bir insanlık fikrine ulaşmaktır. Bu yüzden aşk, bireyi silmez; onu sorumlulukla yeniden kurar.

Sorumluluk kavramı burada kilit noktadır. Ülken’in aşk ahlâkında sevgi, fedakârlıkla sınanır. Ama bu fedakârlık, kendinden vazgeçme değildir; benliğin sınırlarını bilinçle genişletmedir. Gerçek fedakârlık, kendini yok etmek değil; kendini aşabilecek kadar güçlü olmaktır. Aşk, karşısındakini tüketmek isteyen bir sahiplenme değildir. Sahip olma arzusu, sevgi gibi görünür ama aslında korkunun ürünüdür. Kayıp korkusu, terk edilme korkusu, yetersizlik korkusu… Ülken’e göre bunlar aşkın değil, ahlâksızlığın belirtileridir.

Bu noktada Ülken’in düşüncesi son derece çağdaştır. Bugün ilişkilerin büyük kısmı özgürlük söylemiyle başlar ama kısa sürede görünmez zincirlere dönüşür. Kıskançlık, denetim, duygusal manipülasyon, “benim için değişmelisin” dayatmaları… Tüm bunlar sevgi adına meşrulaştırılır. Oysa Ülken’in ölçütü açıktır: Aşk özgürleştirmiyorsa, sevgi değildir. Sevgi, karşısındakinin varoluşuna alan açar. Onu kendi arzularının nesnesi hâline getirmez. Bu yüzden aşk, güç gösterisi değil; güç terbiyesidir.

Hilmi Ziya Ülken, ahlâkı yasaklar manzumesi olarak görmez. Onun ahlâk anlayışı, insanın kendi iç düzenini kurma çabasıdır. Aşk da bu iç düzenin en zor sınavlarından biridir. Çünkü aşk, insanın en savunmasız olduğu yerde ortaya çıkar. Tutku yükselir, akıl zorlanır, benlik sarsılır. İşte tam bu noktada ahlâk devreye girer. Ahlâk, aşkı öldürmez; ona yön kazandırır. Aşkı kör bir arzu olmaktan çıkarır, bilinçli bir seçime dönüştürür.

Seçim kavramı burada hayati önemdedir. Ülken’e göre sevmek, başımıza gelen bir şey değildir; üstlendiğimiz bir şeydir. Bu bakış, aşkı kader söyleminden kurtarır. “Elimde değildi”, “kalbime söz geçiremedim”, “aşk böyle bir şey” gibi cümleler, Ülken’in dünyasında geçerli değildir. İnsan, sevdiklerinden sorumludur. Sevmek, sonuçlarını üstlenmeyi gerektirir. Aşkın ahlâkı da tam olarak burada başlar.

Bugünün dünyasında aşk, hızla tüketilen bir deneyime dönüşmüş durumda. İlişkiler kısa, beklentiler yüksek, tahammül düşük. İnsanlar birbirlerini tanımadan seviyor, sevmeden tüketiyor. Bu tablo karşısında Ülken’in sesi hâlâ sarsıcıdır. Çünkü o bize şunu hatırlatır: Aşk emek ister. Emek ise sabır ister, süreklilik ister, vazgeçmemeyi değil; doğru zamanda vazgeçebilmeyi bilmek ister. Aşk, her şeyi tolere etmek değildir; ahlâki sınırları koruyabilmektir.

Ülken’in aşk ahlâkı, aynı zamanda bir karakter öğretisidir. Aşk, insanın kim olduğunu açığa çıkarır. Seven insan, sadece sevdiğini değil, kendini de temsil eder. Aşk, insanın ahlâki röntgenidir. Kriz anında nasıl davrandığımız, incindiğimizde ne yaptığımız, gücümüz varken nasıl kullandığımız… Tüm bunlar aşk içinde görünür hâle gelir. Bu yüzden aşk, masum bir alan değildir; derin bir sınavdır.

Bugün aşkın bu sınav yönü özellikle bastırılıyor. Mutluluk söylemleri, pozitif düşünce kalıpları, “iyi hissetme” takıntısı, aşkın çatışmalı doğasını görünmez kılıyor. Oysa Ülken, çatışmadan kaçmaz. Çünkü insan, çatışma içinde olgunlaşır. Aşk, huzur vaadi değil; olgunlaşma çağrısıdır. Kolay olanı değil, doğru olanı seçmeye zorlar.

Hilmi Ziya Ülken’i bugün yeniden okumak, sadece felsefi bir tercih değil; etik bir zorunluluktur. Çünkü aşkı ahlâktan koparan her çağ, sonunda insanı da parçalar. İlişkiler kırılganlaşır, güven aşınır, sevgi yerini hesaplara bırakır. Ülken’in ısrarla vurguladığı şey şudur: Aşk, insanlığı çoğaltmalıdır. Eğer bir ilişki bizi daha dar, daha bencil, daha tahammülsüz hâle getiriyorsa, orada sevgi değil; korku vardır.

Bu yazıyı bitirirken şunu açıkça söylemek istiyorum: Hilmi Ziya Ülken’in aşk ahlâkı, romantik bir ideal değildir. Zor bir yoldur. Konforlu değildir. İnsanı sürekli kendine bakmaya zorlar. Ama tam da bu yüzden değerlidir. Çünkü aşk, ahlâkla buluştuğunda bir gürültü olmaktan çıkar; bir anlam üretir. Ve anlam, insanın en derin ihtiyacıdır. GazeteUs için yazarken, bu metni bir “aşk yazısı” olarak değil; insan olmanın ahlâki bedeli üzerine bir düşünme çağrısı olarak bırakıyorum. Çünkü aşk, nihayetinde, nasıl bir insan olmak istediğimiz sorusuna verdiğimiz cevaptır.

Yazan : Halil İbrahim Ağkavak

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir