Cambridge Sözlüğü’nün “parasocial” kavramını yılın sözcüğü olarak seçmesi, yalnızca dilsel bir eğilimi değil, toplumun ruhsal topografisindeki geniş ölçekli bir dönüşümü görünür kılıyor. Kavramın popülerleşmesi, içinde yaşadığımız çağın insan ilişkileri üzerindeki derin kırılmaları, bireyin kendini konumlandırma biçimini ve gerçek ile algı arasındaki geçirgen sınırları yeniden düşünmemiz gerektiğine işaret ediyor. Parasosyal ilişkiler artık sosyal medya çağının marjinal bir yan ürünü değil; toplumsal ruh halinin, modern kimlik inşasının, yalnızlık deneyiminin ve duygusal ihtiyaçlarımızın ana damarlarından biri hâline gelmiş durumda. Bu yüzden bu olguyu yalnızca psikolojik açıdan değil, aynı zamanda felsefi, kültürel ve sosyolojik boyutlarıyla kavramak gerekir.

Nitekim Horton ve Wohl’ün 1956’da ilk kez tanımladığı parasosyal ilişki bugün milyonlarca bireyin gündelik deneyiminin bir parçası hâline gelmiş ve dijitalleşme sonrasında niteliksel bir kırılma yaşamıştır. Onların ifadesiyle: “Parasosyal etkileşim, izleyicinin medya figürünü sanki gerçek bir arkadaşmış gibi deneyimlemesidir.” Bu cümle artık nostaljik bir tespit olmaktan çok uzakta; çünkü yeni medya düzeninde milyonlarca “arkadaşlık”, “yakınlık” ve “tanışıklık” bu simülasyon üzerinden kuruluyor.

Günümüzde bireyler, hiç tanımadıkları kişilere karşı derin duygusal bağlılıklar geliştirebiliyor, onların seçimlerine, düşüncelerine, gündelik yaşam pratiklerine karşı neredeyse içsel bir sorumluluk hissedebiliyorlar. Bir influencer’ın sabah attığı hikâye, bir aktörün röportajda kullandığı kelime, bir düşünürün sosyal medyada paylaştığı cümle, yüz binlerce insanın ruh hâlini etkileyebiliyor. Böyle bir bağlamda parasosyal ilişki yalnızca bireysel bir eğilim değil; kolektif bir bilinç biçimidir. Medya figürüne atfedilen anlam, bireyin içsel boşlukları, özdeğer algısı, yalnızlık deneyimi ve kimlik arayışıyla iç içe geçer.

Bu yeni gerçeklikte soru şudur: Bu ilişkiler bizi besliyor mu, yoksa erozyona mı uğratıyor?
Bizi güçlendiriyor mu, yoksa bağımlı mı kılıyor?
İnsanın anlam arayışı ile medya figürlerinin kurgusal yakınlığı arasında nasıl bir bağ kuruluyor?

Günümüz insanı benzersiz bir çelişkinin ortasında duruyor: Bir yanda görünür olma arzusu, diğer yanda görülmekten korkma; bir yanda yakınlık kurma ihtiyacı, diğer yanda yaralanma endişesi; bir yanda gerçek ilişkilerde emeğin ağırlığı, diğer yanda parasosyal ilişkilerin zahmetsiz konforu bulunuyor. Bu nedenle parasosyal ilişki, aslında modern insanın içinde taşıdığı varoluşsal gerilimi yansıtan bir aynadır.

Burada önemli bir nokta, parasosyal ilişkilerin yalnızca sosyal medya çağında ortaya çıkmadığıdır. Tarih boyunca insanlar kahramanlara, filozoflara, sanatçılara, ozanlara, krallara ve dini figürlere karşı da tek taraflı hayranlık ilişkileri kurmuştur. Dolayısıyla parasosyal ilişki çağımıza özgü değildir; çağımıza özgü olan şey, bu ilişkinin hızı, yoğunluğu ve gündelik yaşamı kuşatacak kadar yaygınlaşmasıdır. Artık figürlere yalnızca uzaktan bakmıyoruz; onlarla yemek yiyor, aynı anda kahve içiyor ve yatmadan önce son kez yüzlerini görüyoruz. Bu “sürekli temas” duygusal yoğunluğu katlar.

Parasosal ilişkiyi anlamanın yolu insanın duygusal yapısını anlamaktan geçer. İnsan ilişkisel bir varlıktır; tanınmak, görülmek, bağ kurmak ister. Bu ihtiyaç Freud’un libidinal bağ kurma kuramından Bowlby’nin bağlanma kuramına kadar birçok yaklaşımın merkezindedir. Parasosyal ilişkiler bu temel ihtiyacın modern dünyaya uyarlanmış biçimidir. Ancak kritik gerçek şudur: Parasosyal bağ, karşılıklılık içermez. Tam da bu nedenle hem güvenli hem risklidir. Güvenlidir, çünkü reddedilme veya terk edilme riski yoktur. Risklidir, çünkü kişi gerçek ilişki kurma kapasitesini erteleyebilir ve duygusal yatırımını karşılıksız bir alana akıtabilir.

Araştırmalar, parasosyal bağların yoğunluğunun sosyal karşılaştırma davranışıyla doğru orantılı olduğunu gösteriyor. Yani birey, bağ kurduğu figürü ne kadar idealize ediyorsa, kendi hayatını o kadar eksik görme eğilimindedir. Bu noktada Baudrillard’ın sözü açıklayıcıdır:
“Gerçek artık simülasyonun gölgesinde var olur.”
Parasosyal ilişkiler tam da bu gölgenin içinde gelişiyor.

Gerçek figür değil, figüre atfedilen imge seviliyor. Ve birey aslında kendi arzularının yansımasını seviyor. Bu durum kişinin gerçek insan ilişkilerine ayırması gereken duygusal enerjinin ekranlara akmasına sebep olabilir.

Öte yandan parasosyal ilişkiler bütünüyle zararlı değildir. Bazı bireyler için iyileştirici bir işleve sahiptir. Özellikle yalnızlık yaşayan veya sosyal desteği sınırlı olan kişiler için parasosyal bağlar “duygusal tampon” görevi görebilir. Araştırmalar sevilen bir figürün izlenmesinin beyinde oksitosin salgıladığını, bunun da aidiyet ve güven duygusunu arttırdığını gösteriyor.

Bu noktada Aristoteles’in şu sözü hatırlatıcıdır:
“İnsan, doğası gereği öğrenmeye susamış bir varlıktır.”
Parasosyal ilişkilerin bir yüzü tam da bu öğrenme susuzluğuna karşılık gelir.

Bu ilişkiler kimi zaman bireyin entelektüel bir rehbere, bir bilgelik figürüne veya bir öğreticiye bağlanarak kendi içsel yolculuğunu genişletmesini sağlar. Fakat ölçü belirleyici bir kavramdır. Sağlıklı parasosyal bağlılık, bireyin kendi hayatıyla temasını koparmayan, özdeğerini zedelemeyen ve gerçek ilişkilerin yerine geçmeyendir.

Kültürel boyutta, Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı son derece aydınlatıcıdır. Bağların zayıf, sürekliliğin kırılgan olduğu bu çağda parasosyal ilişkiler bireyin tutunabileceği bir “dijital iskele” sunar. Bu nedenle parasosyal ilişki modern toplum için bir ihtiyaç hâline gelmiştir.

Bu gerçeklik karşısında felsefi bir soru belirir:
Gerçek olmayan bir figüre duyulan gerçek duyguların anlamı nedir?
Platon’un idealar teorisi bağlamında bakıldığında, insanın idealleştirme eğilimi parasosyal ilişkilerin modern bir yeniden üretimi gibidir.

Psikolojik sonuçlar bağlamında parasosyal ilişkilerin riskli yönleri de vardır:
duygusal bağımlılık, özdeğer düşüklüğü, kimlik karmaşası, gerçeklik algısında bozulma ve aşırı idealizasyon.
Bazı bireylerde parasosyal figürün paylaşımlarına aşırı duyarlılık, gerçek ilişkilerde tatmin düzeyinin düşmesine yol açabilir.

Ekonomik boyutta parasosyal ilişki, dijital kapitalizmin en güçlü araçlarından biridir. Çünkü birey sevdiği figürün önerdiği ürünü, ona duyduğu yakınlıktan dolayı satın almaya daha yatkındır. Böylece parasosyal bağ yalnızca psikolojik değil, ekonomik bir olgu hâline gelir.

Gelecekte ise yapay zekâ destekli avatarlar ve sanal influencerlar ile parasosyal ilişkiler yeni bir evreye geçecektir. Bireyin bağ kurduğu figürün insan olup olmaması giderek önemsizleşecektir. Bu da şu soruyu gündeme çıkarır:
Simülasyonla kurulan duygusal bağın ontolojik statüsü nedir?

Belki de bu noktada Rilke modern insanı en iyi özetler:
“İnsan, yalnızlığını başka bir yüzün yansımasında unutarak kendine yaklaşır.”

Parasosyal ilişkiler modern insanın hem tesellisi hem sınavıdır. Ne tamamen zararlıdır ne tamamen yararlı; fakat çağın ruhunu anlamanın en güçlü merceklerinden biridir. Cambridge Sözlüğü’nün bu kavramı yılın sözcüğü seçmesi, insanın modern dünyanın yalnızlığıyla ve kendi yansımasıyla kurduğu yeni bağı görünür hâle getirmiştir. Parasosyal ilişkiler insanın hem kırılganlığını hem anlam arayışını taşır. Bu nedenle onları anlamak, modern insanın ruhsal yapısını anlamanın anahtarıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir