Her sabah gözümüzü açar açmaz bir sürü kararla karşı karşıya kalıyoruz. Kahveyi sütlü mü içsem, yoksa sade mi? Bugün dışarı çıksam mı, yoksa evde mi kalsam? Hayatımız boyunca binlerce seçim yapıyoruz. Ve çoğu zaman bu kararların bize ait olduğunu düşünüyoruz. Sonuçta kimsenin zorladığı yok, değil mi? Ama ya özgürce karar verdiğimizi sandığımız şeyler aslında o kadar da özgür değilse?
Özgür irade çok büyük bir kavram. Yani, kendi kararlarını kendin verebiliyor musun, yoksa dışarıdan farkında olmadığın şeyler seni yönlendiriyor mu?

Bazıları İnsan kendi hayatının direksiyonunda oturur diyor, bazılarıysa Aslında direksiyonu tutan bir sürü görünmez el var görüşünde. Üstelik bu eller her zaman dışarıdan da gelmiyor bazen kendi beynimiz bile bizden gizli işler çeviriyor.
Günlük hayatımızda verdiğimiz kararların çoğu otomatik. Sabah aynı kahveyi içmek, işe aynı yoldan gitmek, hatta benzer insanları seçmek. Bunların birçoğu bilinçli değil, alışkanlıkla ya da geçmiş deneyimlerle şekilleniyor.
Reklamlar da bu durumu çok iyi kullanıyor. Süpermarkette göz hizasına koyulan ürünleri daha sık satın alıyoruz. Ya da bir markayı sevdiğimizi sanıyoruz, çünkü çocukken annemiz onu alıyordu. Instagram’da gördüğümüz bir kahve bardağını beğenip almak istiyoruz ama o kararı biz mi verdik, yoksa algoritma mı bizim yerimize düşündü?

Günümüzde özgürlük çok yüceltiliyor. İstediğin gibi yaşa, Kendin ol, Hayat senin, karar senin gibi mesajlarla dolu etrafımız. Ama bu sürekli karar ver baskısı insanı yorabiliyor. Her şeyin seçilebilir olması aslında büyük bir yük. Hangi mesleği seçsem? Hangi şehirde yaşasam? Ne izlesem, ne okusam?
Bazen o kadar çok seçenek oluyor ki hiçbirini seçemiyoruz. Ya da birini seçsek bile Acaba diğerini mi seçseydim? diye pişmanlık yaşıyoruz. Yani özgürlük, düşündüğümüz kadar özgür hissettirmeyebiliyor. Seçeneklerin çokluğu bazen bizi felç ediyor.

Tam anlamıyla özgür olmak mümkün mü bilmiyorum. Belki de mesele tam özgürlük değil, ne kadar farkında olduğumuzla ilgili. Ne zaman ki otomatik davranışlarımızı, geçmişin bizi nasıl etkilediğini, dışarıdan gelen mesajların bize nasıl yön verdiğini fark ederiz, işte o zaman gerçekten bir seçim şansımız olabilir. Bunu filozoflar da söylemiş. Özgürlüğün dış dünyada değil iç dünyada olduğunu savunuyorlar.
Belki de özgürlük, ne yaşadığımızdan çok, yaşadıklarımıza nasıl tepki verdiğimizde saklıdır.İnsanı insan yapan şey, başına gelenler değil, onlara verdiği tepkidir.

Belki biz tüm kararlarımızı kendimiz vermiyoruz. Belki bir kısmı, geçmişten gelen etkilerle, çevremizle ya da beynimizin otomatik sistemleriyle şekilleniyor. Ama bu, elimiz kolumuz bağlı demek değil. Önemli olan, neyin bizi etkilediğini fark edebilmek. Çünkü fark ettiğimiz anda, değiştirme şansımız da olur.
Özgürlük belki mutlak değil. Ama bilinçli olmak, onu aramanın ilk adımı olabilir.

Yazan : Nurgül Kayhan

Gazeteus / Makale

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir