Sartre’ın Sinekler adlı eserinde Orestes: “Bırak şimdi felsefeyi. Bana çok kötülüğü dokundu” der. Öğretmeni yanıtlar: “Kötülüğü mü? İnsanlara düşünce özgürlüğü vermek, kötülük etmek midir?”


Felsefe, düşünce özgürlüğü vermesi, onun yolunu/yordamını oluşturması bakımından özgürlüğün pedagojisidir. Bu pedagojinin uygulama alanı olan okulun (skhole/schola) mekân politikaları ve düşünce pratikleri açısından merkezi bir yeri bulunmaktadır. Bu durum felsefi ekollerin bazılarına imza gibi atılmış, felsefi ekol, okul (mektep) olmuştur. Örneğin Platon’un Akademiası bir schola olarak hem okulu hem de felsefi bir yönelimi imler. Benzer şekilde mekandaki mimari bir figür olan sütunlu galeri (stoa/revak/sundurma) Stoacılığın adıdır. Her zaman okulun mimari formu yani bina içinde kurulmaz felsefe. Sokrates ile birlikte onu çarşı (agora) da görürüz, Kinikler ile uygulamasını yaparız.


Felsefenin mekânı Türkiye’de özellikle “Akademia”nın birinci anlamında gerçekleşir ve mekânın politikası olarak duvarları ile birbirinden ayrılmış fakülteler içinde. Bu duvarlar onu içinde yaşadığı zeminden soyutluyor, felsefe akademik/kuramsal bir çerçeve içinde kalıyor ve özgürlüğün pedagojisi olarak felsefe akademinin kurumsal kültürü içinde ereğine bihakkın ulaşamıyor. Hatta ve hatta felsefenin bir meslek/iş/uğraş olarak eğitimi daha doğrusu eğitimden çok öğretimi onu teknik bir beceriye dönüştürüyor ve nihayet felsefenin bir paidagogos olarak birlikte yürüdüğü insana verdiği özgürlüğün buharlaşmasına neden oluyor. Bu yüzden akademideki felsefenin kuramsal yükünü boşaltabileceği açık meydanlara gereksinimi var.


Meydana gelmek, olmak, oluşmak anlamında önemli bir kavram. Felsefenin özünü ortaya koyması için kendini meydanda (agorada) görmesi gerekiyor. Bu gereksinim pandemi ile birlikte daha çok fark edildi felsefi meydan akademi dışı guruplar, çevreler ve ortamlar ile çeşitlendi. Amaç, hedef ve niyetler açısından bu çeşitlilik hem zenginlik hem de bir karmaşa…
Düşüncenin özgür olabilmesi için özgür bir tartışma ortamı gerekir. Ankara Us Atölyesi, antik felsefeden çağdaş kuramlara, felsefi düşünceden düşüncenin bütün alanlarına uzanan bir yelpazede gerçekleştirdiği etkinlerle kamusal bir düşünce meydanıdır ve adeta Türkiye’de yaygın olmayan felsefi bir meclis gibidir. Ama benim için en önemli özelliği, angaje olmayan duruşu ve tavrıdır. Yeni yeni çeşitlenen bu meydanın farklı sesleri arasında en güçlü ve erdemli seslerinden biridir.

Gazeteus / Akademik Dünyada Ankara Us Atölyesi

One thought on “Ankara Us Atölyesinin benim için en önemli özelliği, angaje olmayan duruşu ve tavrıdır. – Prof.Dr. Hakan Poyraz”
  1. Hocamızın yazısından genel olarak şu 3 sonuca vardım ki bendeniz de aynen düşünüyorum:
    -Ankara Us Atölyesi ile felsefe, dar ve soyut akademik çevrelerden kamusal alana indi, ete kemiğe büründü.
    -Felsefe tarihi boyunca tüm ekoller mümkün olduğunca ele alınıp incelenmektedir.
    -Hiçbir görüşe, kuruma dayanmayarak özgünlüğünü koruyarak özgürlükçü bir ortamda dilediğinizce fikirlerinizi dile getirme imkanı sunmaktadır. (benim en çok sevdiğim yönü de tam olarak budur ve bunun için burdayım)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir