19 Temmuz Cumartesi akşamı Ankara Us Atölyesi, katılımcıların zihinlerinde uzun süre iz bırakacak derinlikli bir felsefe konferansına ev sahipliği yaptı. Bu özel etkinlik, “Ulus Baker Anısına” düzenlendi ve konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Gülçin Sağır Keskin’i ağırladı. “Normların Dışında Ölmek: Judith Butler’la Gazze’deki Hayatların Değeri Üzerine” başlığını taşıyan bu konferans, sadece bir felsefi sunum değil, aynı zamanda ahlaki bir sarsıntı, vicdani bir çağrı niteliğindeydi.
Hayatların Eşitsiz Değeri Üzerine Radikal Bir Düşünme Alanı
Judith Butler’ın “yas”, “tanınma” ve “yaşanabilir hayat” gibi kavramları üzerinden Gazze’deki ölümleri ve görünmeyen acıları ele alan Gülçin Sağır Keskin, katılımcıları, duygulanımsal bir felsefi zemine çekti. Özellikle normatif değer rejimlerinin kimleri ‘yas tutulabilir’ kıldığına dair Butler’ın sorgulamalarını, somut tarihsel trajedilerle buluşturdu. Gazze’de ölen çocukların, kadınların, sivillerin neden dünya kamuoyu için ‘ölümden sayılmadığını’ sert ama zarif bir dille tartışmaya açtı.
Keskin’in sunumu, yalnızca teorik değil, derinden etik bir sorumluluk çağrısıydı: Hangi hayatlar görünürdür? Kimlerin ölümü haber olur? Hangi kayıplar kolektif bir yasın parçası olurken, hangileri sessizce yok sayılır?
Gülçin Sağır Keskin: Sözün Kalbiyle Düşünen Bir Akademisyen
Ankara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Gülçin Sağır Keskin, akademik çalışmalarıyla hem toplumsal cinsiyet kuramları hem de siyasal şiddet, temsil, kimlik ve norm dışılık konularında dikkat çeken bir isim. Sadece bir akademisyen değil; aynı zamanda duyarlılığı, kavramsal berraklığı ve şiirsel diliyle felsefeyi hayata dokunduran bir düşünür.
Konferansta sergilediği tutum, onu dinleyicilerin gözünde yalnızca bir konuşmacı değil, bir vicdan sesi haline getirdi. Özellikle norm dışı ölümleri düşünürken kullandığı Butler’cı çerçeve, teorik metinlerle sahadaki insan deneyimini birbirine öyle incelikli bir biçimde bağladı ki, salondaki birçok katılımcının gözyaşlarını tutamadığı anlar yaşandı.
Sessizliğin Felsefesi ve Dayanışmanın İmkânı
Gülçin Sağır Keskin’in altını çizdiği bir başka önemli nokta, suskunlukla şekillenen politik şiddet formlarıydı. Gazze’deki yaşamların değersizleştirilmesi yalnızca fiziksel değil, söylemsel ve kültürel bir imha biçimidir. Bu imha biçimiyle yüzleşmenin yolu ise ancak felsefenin, edebiyatın ve ortak yası mümkün kılacak bir dilin içinden geçmektedir.
Konferans, dinleyiciler için hem felsefi hem de duygusal bir deneyime dönüştü. Sadece bir entelektüel etkinlik değil, insanlık onuruna dair derin bir düşünce alanı inşa edildi.
Teşekkür ve Vefa
Ankara Us Atölyesi olarak, Gülçin Sağır Keskin’e yalnızca konferansa katıldığı için değil, aynı zamanda düşünmeyi, hissetmeyi ve hatırlamayı birlikte mümkün kıldığı için en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Akademinin duvarlarını aşarak kalplerimize dokunan sesiyle, onun bu yolculuğuna tanık olmak bizim için onur vericiydi.
“Her ölüm erken ölümdür” der Butler, ama bazı ölümler aynı zamanda unutturulmuş ölümlerdir. Gülçin Sağır Keskin, bu unutuşun karşısında sözle, düşünceyle ve yürekle direnmenin mümkün olduğunu bir kez daha gösterdi.
Yazan: Canan Sevilgen
Gazeteus / Ankara Us Atölyesi Etkinlikleri
