Bazı insanlar toplumun ortasında yaşamaz; kenarında durur, ama oradan merkeze ayna tutar. Nihat Genç işte o kenarda duranlardan biriydi. Suskunluğun saygı, sessizliğin onay sayıldığı bir çağda, o yüksek sesle düşündü. Düşüncelerinin keskinliğini, fikirlerinin dikliğini yumuşatmadı. Çünkü hakikatin şekli değil, gölgesi bile rahatsız ederdi.

Nihat Genç’i anlamak kolay olmadı bu ülkede. Belki de onun en büyük talihsizliği buydu: Anlaşılmadan konuşmaya devam etmek zorunda kalması. Ama o, bu coğrafyada çoğu insanın korktuğu şeyi yaptı: Kendi sesini buldu ve o sesle yaşadı. Ne bir partiye sığdı, ne bir cemaate, ne bir medya düzenine. Kimseye yaranmak için değil, içindeki ateşi dışarıya dökmek için yazdı, konuştu, bağırdı.

“Ben bu çağın insanına değil, vicdanına yazıyorum.” — Nihat Genç


Nihat Genç’in vefatı, yalnızca bir yazarın, bir gazetecinin değil; bir bağımsız entelektüel duruşun vedasıdır. Onun için yazmak bir meslek değil, bir varoluş biçimiydi. Kalemini ne ideolojilere kiraya verdi, ne güç sahiplerine eğdi. Ne pahasına olursa olsun kendi sesini korudu. Kırıldı, dışlandı, susturulmak istendi ama hiç eğilmedi.

Çağımızın konformist entelektüellerine inat, dik durmayı, yalnız kalmayı, dışlanmayı ve karalanmayı göze aldı. Çünkü onun için en büyük utanç, kendi sesinden uzaklaşmaktı. Oysa biz, çoğunlukla sesi yükselene değil, sesi bize benzeyene kulak veririz. Nihat Genç’in sesinde ise hem öfke hem hakikat, hem hüzün hem itiraz vardı. O sesi duymayanlar, aslında kendi vicdanlarını duymaktan korkanlardı.

“Bağımsız olmak kolay değildir. Kendi başına düşünür, kendi başına yanılırsın.” — Nihat Genç

Bağımsızlık, onun için yalnızlık demekti. Ve bu yalnızlık, düşünmenin ağır bedeliydi. Zira “sistemin içinden” konuşmayı reddetti. Eleştirileri, muhaliflik maskesiyle yapılan konforlu taşlamalardan değildi; bizzat hayatın kendisine karşı verilen bir etik direnişti.


“Yazmak, sabahın köründe kendine bir yumruk atmaktır. Çünkü en önce kendinle hesaplaşacaksın.” — Nihat Genç

Onun yazıları hep önce kendine dönüktü. Bir hesaplaşma, bir öfke, bir acı ve çokça da yalnız bir sezgi… Kimileri için fazla gürültülüydü, kimileri için anlaşılmaz. Ama aslında en çok kendiyle uğraşan bir adamın, dış dünyaya çarpan iç sesi vardı onda.

Bir ülkenin entelektüel vicdanı, çoğu zaman merkezde değil, kenarda durur. Çünkü hakikat genellikle dışlanmıştır. Nihat Genç, işte o kenarda duranlardan biriydi. Medyanın merkezinde değil, ekranlardan el çektirilmiş bir yerde, ama sözün namusunu koruyan bir noktada duruyordu. Onu izlerken kimi zaman öfkelendik, kimi zaman “keşke böyle demeseydi” dedik. Ama hiçbir zaman “yalan söylüyor” diyemedik. Çünkü o, sözü eğip bükmüyordu.

Cesaret, onun dilinde romantik bir kahramanlık değil, düşünce namusunu koruma iradesiydi. Bireyin, fikirleri uğruna yalnız kalabilme kudretidir cesaret. Ve Nihat Genç, bu anlamda çağımızın en cesur düşünürlerinden biriydi. Çünkü düşüncenin bedelini ödemeye razıydı.

“Kimseye benzememek, insanın kendi olmasıdır.” — Søren Kierkegaard
Nihat Genç, kendi olmaktan asla vazgeçmedi.


Kimi zaman televizyon ekranlarında, kimi zaman yeraltı dergilerinde, kimi zaman dijital karanlıkta… Ama hep bir yerlerde direnen bir ses oldu. Türkiye’nin yakın tarihine sadece yorumlarıyla değil, öfkesinin içindeki samimiyetle de dokundu. O öfke, kişisel değil, tarihsel bir hesaplaşmanın yankısıydı.

Bugün birçok insan bilgiye ulaşabiliyor ama fikir üretemiyor. Çünkü fikir, yalnızca bilgiyle değil, vicdanla, sezgiyle ve hakikatle kurulan bir bağın sonucudur. Nihat Genç bu bağı kurabildiği için “bağımsız” kaldı. O yüzden kimileri ona “marjinal” dedi, kimileri “anlaşılmaz.” Oysa meseleyi anlamak isteyenler için Nihat Genç’in her cümlesi bir çağrıydı: Uyan, düşün, diren.

Onun yazılarında ve konuşmalarında sık sık karşılaştığımız bir tema vardı: İhanet. Ama bu sözcük onda hamasi değil, varoluşsal bir çağrıdır. Yani insanın kendine, toprağına, geçmişine, emeğine ve hakikatine ihanet etmemesi gerektiğine dair bir çağrıdır bu. Bu yüzden onun öfkesi bile temizdi; içinden geldikçe konuştu, ölçmedi, tartmadı, hesap yapmadı.

“Ben bu ülkeye yazı yazan adamım. Çünkü hâlâ seviyorum bu halkı. Ve sevgi, en çok eleştirerek gösterilir.” — Nihat Genç


Düşünce dünyasında çoğu zaman iki uç vardır: Sessizce kabullenenler ve bağırarak uyanmaya çalışanlar. Nihat Genç, ikinci gruptaydı. Çünkü o, susmanın bir suç ortaklığı olduğunu düşündü. Fikirlerini ne siyasi doğruculukla filtreledi, ne de muhalif olmak adına şablonlara sığdı. Bu yüzden bir yere ait değildi. Bu yüzden her yere aitti.

“İnsanı özgürleştiren şey, doğruyu söyleme cesaretidir.” — Michel Foucault
Nihat Genç’in dili, bu cesaretin Türkçesiydi.


Onun ardından düşünmemiz gereken yalnızca bir hayat değil; bir sorumluluk da var: Kendi sesimizi bulmak. Onu sadece anmak değil, anlamak da gerekiyor. Çünkü bu çağın en büyük trajedisi, bağımsız düşünen insanların susturulması değil; insanların düşünmeden konuşmaya başlamasıdır.

“Herkes düzenin içinden konuşuyor. Ben dışından bağırıyorum. Duymayacaklar biliyorum, ama yine de bağıracağım.” — Nihat Genç


Bugün Nihat Genç’i kaybettik. Ama gerçekte kaybettiğimiz, bir düşünce biçimi: Bağımsız, özgür, hakikatle kirlenmemiş bir ses.

Onun ardından düşünmemiz gereken en önemli şey şu: Kendi sesimizi ne kadar duyuyoruz? Yoksa algoritmaların, ekranların ve ideolojik kulüplerin bize uygun gördüğü yankı odalarında mı yaşıyoruz?

Ölüm, sadece bir bedeni değil, bir sesi susturur. Ama bazı sesler vardır ki, ölüm onları susturamaz. Nihat Genç’in sesi, artık bizim sorumluluğumuzdadır. Onu duymaya cesaretimiz var mı? Asıl soru bu.


Bir insan, ardında yalnızca fikirlerini değil, cesaretini de bırakabilir. Nihat Genç, bu coğrafyaya cesareti miras bıraktı. Onu rahmetle, saygıyla ve düşünceye sadakatle anıyoruz.

Nihat Genç artık yok. Ama fikirleri, sesi ve duruşu bize kaldı. Belki artık ona hak vermeye başladık, çünkü yokluğu bir boşluk bıraktı. Ama unutmayalım: Onun en büyük arzusu haklı çıkmak değil, bizi uyandırmaktı.

Ve şimdi o soru asılı duruyor gökyüzünde:
Biz o çığlığı duymaya hazır mıyız?


Ruhu şad olsun. Sesi, hakikatin yankısında yaşamaya devam edecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir